Misak-ı Millî’nin Kabulünün 106’ncı Yıldönümü
Prof. Dr. Hüseyin Kalemli
Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’ne karşı İttifak Devletleri blokunda yer alan Osmanlı Devleti, savaşta istediği başarıyı gösterememiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaştan çekilmiştir. Mondros Mütarekesi’nin ağır şartları ile Osmanlı Devleti için son derece elim bir süreç başlamıştır. Mütareke hükümlerine bakıldığında İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti ve Anadolu’yu kendi aralarında paylaşma konusunda kesin kararlı oldukları görülür. İtilaf Devletleri’nin aralarındaki menfaat çatışmalarına rağmen Osmanlı Devleti ve Anadolu’da kendi paylarına düşen yerleri elde etmek için her türlü imkânı kullanacakları meydanda idi. Bundan dolayı İtilaf Devletleri Mütareke’nin ağır hükümlerine dayanarak savaş sırasında Osmanlı Devleti ve Anadolu’nun paylaşımı konusunda imzaladıkları gizli antlaşmaları çok yönlü bir biçimde ortaya koydular. İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti ve Anadolu topraklarını işgale başlarken bu süreç 18 Ocak 1919 tarihli Paris Barış Konferansı’ndan 18 Nisan 1920 tarihli San Remo Konferansı’na ve oradan da 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’na kadar uzandı. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti ve Anadolu topraklarının önemli bir kısmı İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi ve Sevr Antlaşması Türk’ü imha planına dönüştü.
İtilaf Devletleri Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı Devleti ve Anadolu topraklarını işgal etmeye başladıklarında İstanbul Hükümeti’nin önleyici bir tedbire başvuramaması karşısında halk içerisinde millî bir direniş ortaya çıkmaya başladı. Anadolu millî hareketi olarak ortaya çıkıp Türk İstiklal Harbi’ne dönüşen bu bağımsızlık mücadelesinin temelini Müdafaa-i Hukuk yapılanmaları ve Kuva-yı Milliye hareketi meydana getirdi. Müdafaa-i Hukuk yapılanmaları ve Kuva-yı Milliye ile başlayan süreç Türk İstiklal Harbi ile bağımsızlık mücadelesine dönüşürken bu durum Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı günlerde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı yapan Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelmesi, daha sonra 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği görevine atanması ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile yeni bir şekle büründü. Türk İstiklal Harbi bundan sonra daha planlı ve kararlı adımlarla devam etti. Bu devrede 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi, 21-22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi yayımlandı. Ardından da Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlık ettiği 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihli Erzurum Kongresi ve 4-11 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi toplandı. Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararlar Türk İstiklal Harbi’nin bölgeselden ulusala taşınması bakımından önemliydiler.
Bundan sonra Heyet-i Temsiliye ve İstanbul Hükümeti arasında 20-22 Ekim 1919’da yapılan Amasya Görüşmeleri ile İstanbul Hükümeti Anadolu millî hareketini tanırken Osmanlı Meclis-i Mebusanının toplanmasını da kabul etti. Arkasından bir taraftan Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçimleri yapılırken diğer taraftan da Heyet-i Temsiliye 18 Aralık 1919’da Sivas’tan hareket ederek 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Mustafa Kemal Paşa, 29 Aralık 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti merkez kurullarına gönderdiği genelgede İstanbul’a gidecek mebusların önce Ankara’ya gelmelerini istedi. İstanbul’a gitmeden önce Ankara’ya gelen mebuslar ile görüşen Mustafa Kemal Paşa burada ileride takip edilecek yol ve Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda alınacak kararların esaslarını tespit etti. Mustafa Kemal Paşa bu seçimlerde Erzurum mebusu seçildiyse de İstanbul’a gitmeyerek Heyet-i Temsiliye başkanı olarak Ankara’da kaldı. 12 Ocak 1920’de Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı açıldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı açıldığında ülke bir yıl yirmi bir gündür kararnamelerle yönetilmekteydi ve bu Anadolu millî hareketinin bir başarısı idi.
Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı açıldıktan sonra 28 Ocak 1920’de esasları Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ile kararlaştırılan Ahd-ı Millî, Peyman-ı Millî, Millî And olarak da isimlendirilen Misak-ı Millî’yi kabul etti. Misak-ı Millî, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanının gizli oturumunda bütün mebusların imzası ile onaylanarak kabul edildi. Temeli Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi kararlarına dayanan altı maddelik Misak-ı Millî’nin hükümleri şu şekildeydi:
- Osmanlı Devleti’nin sadece Arap çoğunluğunun yaşadığı, 30 Ekim 1918 tarihli Mütareke’nin imzalanması sırasında işgal altında kalan kısımlarının mukadderatı ahalisinin serbestçe vereceği oylara göre belirleneceğinden adı geçen Mütareke hattının içinde ve dışında dinen, ırken, emelen birleşmiş, karşılıklı sevgi ve fedakârlık hisleriyle dolu, örfi ve içtimai haklarıyla mahalli şartlara tamamen riayetkâr Osmanlı-İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan kısımların tamamı hakikaten ve hükmen hiçbir sebeple ayrılma kabul etmez bir bütündür.
- Ahalisi ilk serbest kaldığı zamanda genel oylarıyla anavatana katılmış olan Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) için gerektiğinde tekrar genel oya başvurulmasını kabul ederiz.
- Trakya barışına bağlanan Batı Trakya’nın hukuki durumunun tespiti de orada yaşayanların serbestçe beyan edecekleri oylara göre belirlenmelidir.
- İslam hilafetinin makarrı, saltanatın payitahtı ve Osmanlı hükümetinin merkezi olan İstanbul şehriyle Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden korunmuş olmalıdır. Bu esas saklı kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaret ve taşımacılığına açık kalması hakkında bizimle diğer bütün ilgili devletlerin müttefikan verecekleri karar geçerlidir.
- İtilaf Devletleri’yle düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılmış olan antlaşma hükümleri çerçevesinde azınlıkların haklarına, civar ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı haklardan faydalanması şartıyla riayet edilecektir.
- Millî ve iktisadi gelişmemizin imkân dairesine girmesi ve daha modern bir idareye kavuşmamız için her devlet gibi bizim de gelişme araçlarımızın temininde tam bağımsızlığa ve serbestliğe sahip olmamız hayat ve bekamızın esas temelidir. Bu sebeple siyasi, adli, mali ve diğer gelişmelerimizi engelleyici kayıtlara karşıyız. Tahakkuk edecek borçlarımızın ödeme şartları da bu esaslara aykırı olmayacaktır.
28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda bu şekilde kabul edilen Misak-ı Millî 17 Şubat 1920’de kamuoyuna açıklandı. Misak-ı Millî Son Osmanlı Meclis-i Mebusanının meydana getirdiği en mühim vesika idi. O günün şartlarında üzerinde yaşanan topraklarda tam bağımsız bir Türkiye öngörüyordu ve Türk İstiklal Harbi’nin asgari programını oluşturuyordu. İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ne dayatmak istedikleri barış tekliflerine karşı Son Osmanlı Meclis-i Mebusanının kendileri ile hangi şartlarda bir barış yapabileceğini ortaya koyuyordu. İtilaf Devletleri bir tarafta Maraş olayları diğer tarafta Akbaş Cephaneliği Baskını gibi gelişmelerin üzerine Misak-ı Millî’nin kabul edildiğinin duyurulmasını kendilerine bir başkaldırı olarak değerlendirdiler. Bunun için 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ettiler. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanını basarak ileri gelen bazı mebusları ve aydınları tutuklayıp Malta’ya sürgüne gönderdiler. Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye Başkanı olarak Ankara’da işgali haber aldığında bir taraftan vali ve komutanlara gönderdiği telgraflarla Anadolu’da buna karşı tedbirler alınmasını isterken diğer taraftan da İtilaf Devletleri temsilcileriyle meclislerinin başkanlıklarına, tarafsız devletlere protesto telgraflarının çekilmesini ve gösteri toplantıları yapılmasını söyledi. Kendi de protesto telgrafları çekti.
Mustafa Kemal Paşa, bu tedbirlere başvururken Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı 18 Mart 1920’de son toplantısını yaparak işgali protesto edip oy birliği ile güvenlik içinde çalışabileceği bir zamana kadar faaliyetlerini tatil etti. Bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa tarafından 19 Mart 1920’de vali ve komutanlara gönderilen genelgede, memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir Meclisin toplanacağı bildirildi. Yeni Meclis için seçimlerin yapılması istenildi. Buna göre her sancaktan beş kişi seçilecek, mebuslar on beş gün içinde Ankara’ya gönderileceklerdi. İstanbul’dan gelebilen mebuslar da bu Meclise katılabileceklerdi. Ankara’da yeni Meclis ile ilgili çalışmalar devam ederken padişah 11 Nisan 1920’de Son Osmanlı Meclis-i Mebusanını kapattığını duyurdu. Bundan sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi açıldı ve bir süre sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi adını aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması ile Türk İstiklal Harbi yeni bir aşamaya geldi. Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığına seçildiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli amacı Misak-ı Millî kararları çerçevesinde tam bağımsızlığın sağlanması oldu. Misak-ı Millî hem içeride hem dışarıda gerçekleştirilecek en önemli hedefti. Bunun için 18 Haziran 1920’de açıklanan dış politika ilkeleri doğrultusunda Misak-ı Millî’ye bağlı kalınacağı tüm dünyaya da ilan edildi.
Yaşanan diğer gelişmelerle birlikte bu tarihten itibaren Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında Türkiye Büyük Millet Meclisinin öncülüğünde yürütülen Türk İstiklal Harbi’nin askeri başarıları hem iç politikada hem de dış politikada Misak-ı Millî’nin gerçekleştirilmesinde önemli birer adım oldular. Türk İstiklal Harbi sırasında Doğu Cephesi’nde Ermenilere karşı kazanılan zaferle 2-3 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalandı. Batı Cephesi’nde Birinci İnönü Zaferi’nden sonra 16 Mart 1921’de Sovyetler Birliği ile Moskova Antlaşması imzalandı. Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasından sonra 13 Ekim 1921’de Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ile Kars Antlaşması imzalandı. Bu tarihe kadar Güney Cephesi’nde Fransızlara karşı önemli başarılar elde edilmiş olmakla birlikte yine 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması imzalandı. İmzalanan antlaşmalar ile gelinen noktada Türkiye’nin Batum hariç doğu sınırı, Hatay hariç Suriye sınırı tespit edildi. Millî Mücadele’nin son zaferi Büyük Taarruz Harekatı’nın kazanılmasından sonra da 11 Ekim 1922’de İngiltere, Fransa ve İtalya ile Mudanya Mütarekesi imzalandı. Yunanistan da bu mütarekenin şartlarını kabul etti. Buna göre Yunanistan Doğu Trakya’yı boşaltmak zorunda kaldı. Nihai olarak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile de bu antlaşmalarla kabul edilen sınırlar teyit edildi.
Misak-ı Millî Türk İstiklal Harbi’nin iç politika ve dış politikada gerçekleştirilmesi arzu edilen hedefi olarak ortaya çıkarken Mustafa Kemal Paşa, 16 Ocak 1923’te İzmit’te İstanbul basın temsilcilerine Türkiye’nin o günkü durumu ve Hükümet’in, memleketin kalkınması için yapmakta olduğu ve yapacağı işler hakkında bir demeç verdi. Bu demecinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün programlarının ilkesi şu iki esastır.” diyerek bunlardan birisinin tam bağımsızlık diğerinin kayıtsız ve şartsız milli egemenlik olduğunu söyledi, sözlerine şöyle devam etti: “Birinci ilkenin ifadesi Misak-ı Millî’dir. İkinci ve hayati olan ilkenin açıklaması Anayasa Kanunu’dur. Millet Misak-ı Millî’nin anlamını seçkin evlatlarından oluşturduğu kahraman ordularıyla fiilen elde etmiştir. Bunun usulen ve siyaseten ifade bile olunacağına şüphe yoktur. Anayasa’nın gerçek ruhu ise bu kanunun kitaplara geçmesinden önce milletin beyninde ve vicdanında toplanmış olmasıyla ve ancak bunun ifadesi olmak üzere kurduğu Meclise verdiği asıl görev ile ortaya konmuştur. Senelerden beri hükümlerini fiilen uygulamakta olmasıyla ve en sonunda kanun şeklinde dünyaya açıklamasıyla gerçekleşmiştir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve gerçek millî istek ve iradeyi uygular. Ancak bununla millet alın yazısına sahip olur.” Mustafa Kemal Paşa burada özellikle tam bağımsızlık ve millî egemenliğe vurgu yaptı. Lozan Barış Antlaşması ile tam bağımsızlık gerçekleşirken 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile de milli egemenlik tam anlamı ile tecelli etti.
Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya meselesi Misak-ı Millî’de belirtildiği şekilde çözülemediği gibi Irak sınırı konusunda da bir anlaşmaya varılamadı. Batı Trakya Türkiye’nin sınırları dışında kalırken Türkiye - Irak sınırı meselesi daha sonra İngiltere ile görüşüldü. 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul, İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakıldı. Bu antlaşmalar itibari ile ele alındığında Batum, Batı Trakya ve Musul, Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer alsa dahi bugünkü Türkiye sınırlarına dâhil edilemedi. Misak-ı Millî’nin sınırlar dışında diğer maddelerine bakıldığında bunların da Lozan Barış Antlaşması ile sağlandığı bir gerçekliktir. Azınlıkların Türk vatandaşı sayılarak ayrıcalıklarının kaldırılması, iktisadi alanda kapitülasyonların sonlandırılması, Akdeniz ve Karadeniz boğazlarından serbest geçiş konusunda varılan mutabakat bu konuda dikkate değerdir. Boğazlarla ilgili o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi serbest geçiş ve kontrol konusunda uluslararası bir komisyonu kabul ederken güvenliğin sağlanacağını düşünmüştü. Ancak daha sonra dünyanın yeni bir savaşa doğru gitmeye başladığının görüldüğü ortamda güvenlik kaygılarının ortaya çıkması ve bunun da uluslararası kamuoyu tarafından kabul edilmesi ile 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenlik hakları yeniden tanımlandı. Misak-ı Millî bağlamında bu konuda son önemli gelişmelerden biri de 23 Temmuz 1939’da Hatay’ın Anavatan’a katılması oldu.
Sonuç olarak Misak-ı Millî Mustafa Kemal Paşa’ya göre Türk İstiklal Harbi döneminde, milletin emel ve gayelerinin kısa bir program çerçevesinde temelini oluşturacak toplu bir ifade biçimidir. Misak-ı Millî, millî bir ülküdür. Bunun için bu dönemde Misak-ı Millî ilkeleri çerçevesinde memleketin bütünlüğünü ve milletin istiklalini sağlayacak barış ve güvenliğin elde edilmesi için, milletin bütün maddi ve manevi kuvvetleri gereken hedeflere yöneltilerek kullanılmış, memleketin resmi ve özel bütün kuruluş ve tesislerinin bu ana gayeye hizmet etmelerine çalışılmıştır. Yine Misak-ı Millî, Mondros Mütarekesi’nden sonra Anadolu’da siyasi varlığına son verilmek istenen Türk devlet ve milletinin asgari yaşama ve barış şartlarını ortaya koyan metindir. Bu yönü ile Türk devlet ve millet geleneğinin devamını sağlayan yüksek hedef ve beka belgesidir. Aynı zamanda yeni Türk devletinin fiziki sınırları ile bu vatanda yaşayacak Türk milletinin tanımını temel ölçüt olarak belirleyen beyannamedir. Daha dikkat çekici olanı ise çerçevesi çizilmiş, içeriğinde bazı değişikliklerle gerçekleştirilmiş olmasına rağmen Misak-ı Millî, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de bir hedef program, gelecek için Kızıl Elma’dır. Bundan dolayı Misak-ı Millî, millî hedef olarak her zaman güncelliğini korumaktadır.
Misak-ı Millî’nin kabulünün 106’ncı yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kabulünden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bu gayenin gerçekleştirilmesi için çaba gösteren bütün mebuslarımızı, aziz şehit ve gazilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Aziz ruhları şad olsun.
Kaynaklar
- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Bugünkü Dille Yayına Hazırlayanlar: Ali Sevim, İzzet Öztoprak, M. Akif Tural, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2006.
- İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları I. Cilt (1920-1945), Türk Tarih Kurumu, Ankara 2000.
- Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2004.
- Misak-i-Milli-Uzun-Metin-1.pdf Erişim Tarihi: 27.01.2026.
- Mustafa Budak, “Devrin Uluslararası Siyasi Şartları Açısından Misak-ı Millî’nin İlanı”, Bir Asrı Geçen Birikimle Misak-ı Millî’ye Yeniden Bakmak, Editör: Haluk Alkan, TBMM Basımevi, Ankara 2021, s. 31-44.
- Türk İstiklal Harbi I - Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Basımevi, Ankara 1962.
- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü I-II-III-IV, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1993-1996.

