AnasayfaHakkımızdaAraştırma MerkezleriYayınlarHizmetlerimizBasında TASAVBağlantılarGalerilerİletişim

Kitap Tanıtımı


Uluslararası Enerji Yatırımlarının Korunması
Alper Çağrı Yılmaz 
Ankara: On İki Levha Yayınları, 2013.


 

Günümüzde devletlerin ekonomik ihtiyaçlarının ve sosyal yükümlülüklerinin karşılanması amacıyla müracaat edilen en etkili yöntemlerin başında yabancı yatırımların ülkeye çekilmesi gelmektedir. Gelişmekte olan devletler genellikle ülkelerindeki kaynakların etkin kullanımını temel bir ekonomik gelişim aracı olarak değerlendirme eğilimindedir. Gelişmiş devletler ise sınır ötesi yatırım faaliyetleri aracılığıyla bir taraftan kendi toplumlarının ihtiyaçlarını karşılamayı, diğer taraftan hammadde kaynakları bakımından zengin bölgelerde stratejik güç olmayı hedeflemektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan devletler arasında karşılıklı menfaat beklentisine dayanan yabancı yatırım sürecinin sürdürülebilir olması, taraflar arasındaki işbirliği ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır. Kuşkusuz bu işbirliğinin tesisinde, tarafların menfaatinin temini yanında, çekincelerinin bertaraf edilmesi de hayatî önemi haizdir. Ev sahibi devletlerin en büyük çekincesi, yabancı yatırımlar aracılığıyla ülkelerindeki kaynaklar üzerindeki egemenlik yetkilerinin kısıtlanmasıdır. Buna karşılık ülke dışında gerçekleştirilen yatırımlara yönelik ev sahibi devlet davranışlarının hukuka uygunluğu konusu, menşe devletler bakımından en temel risk kaynağını oluşturmaktadır. Bahse konu menfaat beklentiler ve çekinceler arasında bir denge tesis edebilmek amacıyla devletler arasında muhtelif sayıda ikili ve çok taraflı yatırım antlaşması akdedilmiştir. Yabancı yatırımların teşviki ve korunmasını konu alan söz konusu antlaşmalar, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana uluslararası hukukun temel iştigal sahalarından birini teşkil etmiştir.

İkili ve çok taraflı yatırım antlaşmalarında yatırımların teşviki ve korunmasına ilişkin hükümler, genellikle herhangi bir sektörel kısıtlama uygulanmadan ele alınmıştır. Bununla birlikte tarihsel süreç içinde bazı faaliyet sahalarının yerel ve küresel ekonomi üzerinde artan etkisi, münhasıran bu alanlara yönelik uluslararası düzenlemeler yapılmasının yolunu açmıştır. Bahsi geçen alanlar arasında enerji sektörüne ilişkin yatırımlar başat rol oynamaktadır. Zira enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç günümüzde önemi inkâr edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Bu artış, enerji hammadde ve ürünlerine hayatın hemen her alanında duyulan ihtiyaçla paralel bir seyir takip etmiştir. Enerji madde ve ürünlerinin özgün kullanım alanlarının yanı sıra; tarım, inşaat, ulaştırma ve özellikle de savunma sanayi gibi çok sayıda faaliyet alanı bakımından temel hammadde girdisini oluşturması, toplumların ve devletlerin enerji ürünlerine olan bağımlılığını artırmıştır. Bunun yanında enerji sektörüne hâkim olmanın sadece ekonomik değil, siyasî ve bölgesel hâkimiyetle de eş değer kabul edilmesi, bu sektöre yönelik yatırımlara verilen önemin artışındaki diğer dinamikler olarak ortaya çıkmıştır. Uluslararası toplumda bahse konu dinamiklerin etkisiyle, 20. yüzyılın son çeyreğinde enerji sektörüne ilişkin yatırımlar konusunda ayrı bir antlaşma yapma yönünde çabalar baş göstermiştir. İzah edilen çerçevede, serbest bir enerji piyasasının tesisi ve enerji arz güvenliğinin temini için hukukî zemin oluşturulması temel amacı çerçevesinde, enerji sektöründeki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik atılan en önemli uluslararası adım olarak değerlendirilen[1] ve dünyada belirli bir endüstriyel sektöre ilişkin akdedilen ilk uluslararası antlaşma olma özelliğini taşıyan[2] Enerji Şartı Antlaşması, 1994 yılında akdedilmiştir.

Enerji yatırımları ülkemiz açısından da büyük önem taşımaktadır. Türkiye, başta Ortadoğu ve Hazar havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık yüzde 72’sinin bulunduğu bir coğrafyada yer almaktadır.[3] Bu avantajlı konumuna karşın, Türkiye’de enerji üretimi, enerji tüketimiyle mukayese edildiğinde oldukça düşük bir seviyede kalmaktadır.[4] Ülkemizdeki enerji sektörüne ilişkin hazırlanan Stratejik Planda “dışa bağımlılığı azaltma” düşüncesi temel misyon olarak tespit edilmiş, bu misyona ulaşmak için takip edilecek yöntem ise “yerli kaynaklara öncelik vermek suretiyle kaynak çeşitlendirmesini sağlamak” biçiminde ortaya konulmuştur.[5] Söz konusu misyon ve temel amaç dikkate alındığında, enerji yatırımlarının ülkemiz açısından sahip olduğu önem çok daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Keza ülkemiz enerji sektörünün 2020 yılına kadar toplam yatırım ihtiyacının 120 milyar ABD Dolarını aşacağı öngörülmektedir.[6] Bu durum nazara alındığında, enerji arz güvenliğinin tesisi için enerji yatırımların yapılmasını sağlayacak ortamın hazırlanması bakımından, uluslararası düzeyde ikili ve çok taraflı işbirliği çalışmalarına ağırlık verilmesi hayatî önemi haizdir.[7] Bahse konu işbirliği çalışmaları kapsamında Türkiye, imzaladığı seksen üç adet ikili yatırım antlaşması yanında, 1994 yılında Enerji Şartı Antlaşmasına da taraf olmuştur.

Enerji arz güvenliğinin temini için enerji yatırımlarına duyulan ihtiyacın, hem ülkemiz hem de dünya ülkeleri genelinde, yakın gelecekte ciddi bir artış göstereceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Talep artışının zamanında ve güvenli bir şekilde karşılanabilmesini teminen, 2030 yılına kadar küresel çapta enerji sektörü alt yapısına 26 Trilyon ABD Doları tutarında yatırım gerçekleştirilmesi öngörülmektedir[8]. Serbest piyasa şartlarına işlerlik kazandırıldığı ihtimalde, bu ihtiyacın önemli bir bölümünün uluslararası yatırımcılar aracılığıyla karşılanabileceğine şüphe yoktur. Bu itibarla, ikili ve çok taraflı yatırım antlaşmaları nezdinde, enerji yatırımlarının korunmasına dair hukukî çerçevenin analiz edilmesi, yatırım ilişkisinin tarafları ve enerji arz güvenliğinin temini bakımından büyük önem taşımaktadır.

Uluslararası hukukta yatırımların korunması konusu, ağırlıklı olarak ikili ve çok taraflı yatırım antlaşmalarında düzenlenmektedir. Bu antlaşmalarda, yabancı yatırımcının ev sahibi devlette maruz kalabileceği risklere karşı korunabilmesi amacıyla, ev sahibi devletin yatırımcı ve yatırıma yönelik üstlenmesi gereken bazı temel davranış veya koruma standartlarına yer verilmektedir. Antlaşma hukukunda bahse konu standartlar, “genel” ve “özel” koruma standartları olarak değerlendirilmektedir. Hemen tüm yatırım antlaşmalarında, genel koruma standartları altında; koruma ve güvenlik, âdil ve hakkaniyete uygun muamele ve ayrımcılık yapmama ilkeleri önem arz etmektedir. Yatırım antlaşmalarında yer verilen özel koruma standartlarının ise; haksız kamulaştırmanın önlenmesi, kâr veya kazançların menşe ülkeye transfer edilmesi, halefiyet ve tazminat yükümlülüğü başlıkları altında özetlenmesi mümkündür.

Yatırım antlaşmalarında öngörülen genel koruma standartlarının içeriğine ve uygulanmasına yönelik uluslararası hukuk doktrini ve içtihat hukuku alanında benimsenen antlaşmalar arasında yer alan Enerji Şartı Antlaşmasında yer verilen düzenlemeler, belirli bir sektöre ilişkin akdedilen ilk uluslararası yatırım antlaşması olma özelliğini taşımaktadır. Bununla birlikte, enerji yatırımlarına ilişkin uyuşmazlıkların çok önemli bir kısmının kamulaştırma ve devletleştirme uygulamalarından kaynaklandığı bilinmektedir. Diğer taraftan hâlihazırda Enerji Şartı Antlaşması kapsamında çözüme kavuşturulan uyuşmazlıkların sınırlı sayıda olması, çalışmanın tamamında diğer çok taraflı yatırım antlaşmaları ile yatırımların teşviki ve korunması konusunda imzalanan ikili yatırım antlaşmalarından bugüne değin edinilen tecrübelerden istifade edilmesi mecburiyetini doğurmuştur.

Genel olarak yatırımların, özelde ise enerji yatırımlarının korunması bağlamında, uluslararası yatırım hukukunda yatırım ve yatırımcı kavramlarına yüklenen anlamın tahlil edilmesi özel önem taşımaktadır. Bu kavramların izahı, hem antlaşmaların uygulama alanının belirlenmesi hem de hakem heyetlerinin yargılama yetkisinin tespiti bakımından gereklidir. Zira yatırım uyuşmazlıklarının çözümü aşamasında, hakem heyetleri öncelikle somut ihtilaflarda yatırım ve yatırımcının mevcudiyeti konusunu incelemekte ve buna göre yargılama yetkilerinin bulunup bulunmadığı konusunda hüküm (Decision on Jurisdiction) tesis etmektedir. Bir diğer ifadeyle bahse konu inceleme, yatırımların korunması konusunda esasa yönelik bir değerlendirme yapılması bakımından ön şart oluşturmaktadır.

Yukarıda bahsi geçen hususlar, TASAV kurucularından olan ve aynı zamanda Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Elemanı olarak akademik çalışmalarını sürdüren Dr. Alper Çağrı Yılmaz’ın “Uluslararası Enerji Yatırımlarının Korunması” başlıklı yeni kitabında detaylı bir şekilde incelenmektedir. On İki Levha Yayınları tarafından basılan ve kitapçılardaki yerini alan kitap üç bölümden oluşmaktadır:

Çalışmanın birinci bölümünde; öncelikle yabancı yatırım kavramının tanımı ile bu kavrama ilişkin benimsenen ayrımlar genel olarak ortaya konulmaktadır. Bölüm kapsamında söz konusu genel açıklamalardan sonra, ilk olarak çok taraflı yatırım antlaşmaları kapsamında yatırım kavramına yüklenen anlamlar, hakem heyetlerinin değerlendirmeleri ışığında ele alınmaktadır. Daha sonra yatırımların teşviki ve korunmasına ilişkin ikili yatırım antlaşmalarının konuya ilişkin yaklaşımı irdelenmektedir. Bölümün son kısmında ise; azınlık hissedarlığı, dolaylı hissedarlık ve yatırım öncesi harcamalar gibi doktrin ve içtihat hukuku alanında tartışmalı bazı konular değerlendirilmektedir.

Çalışmanın ikinci bölümünde; Enerji Şartı Antlaşması çerçevesinde enerji yatırımı ve yatırımcısı konuları ele alınmaktadır. Bölüm kapsamında öncelikle enerji yatırımı kavramının unsurları ile kavrama yönelik sınırlandırmalara yer verilmekte, daha sonra ise Antlaşma hükümleri çerçevesinde enerji yatırım türleri izah edilmektedir. Bölüm kapsamında ayrıca, Enerji Şartı Antlaşmasında düzenlenen enerji yatırımcısı kavramı, yatırımların teşviki ve korunmasına ilişkin diğer yatırım antlaşmalarında yer verilen tanımlarla mukayese edilerek incelenmektedir. Bölümün son kısmında ise Enerji Şartı Antlaşması hükümlerinin posta kutusu şirketleri ile ekonomik veya siyasî kısıtlama uygulanan ülkelerin yatırımcılarına uygulanmamasına ilişkin hükümleri, içtihat hukuku alanındaki tespitler ışığında değerlendirilmektedir.

Çalışmanın üçüncü bölümünde ise; enerji yatırımlarının korunmasına ilişkin temel koruma standartları incelenmektedir. Bu bölümde Enerji Şartı Antlaşmasında yatırımların korunması konusunda benimsenen genel koruma standartları ile haksız kamulaştırmanın önlenmesi ilkesi ele alınmaktadır. Bölüm kapsamında öncelikle koruma ve güvenlik ilkesi ile âdil ve hakkaniyete uygun muamele ilkesi, uluslararası hukuk doktrinindeki görüşler ve tahkim kararları ışığında irdelenmektedir. Antlaşmadaki bir diğer genel koruma standardını teşkil eden ayrımcılık yasağı ise millî muamele ve en çok gözetilen ulus kayıtlarını içeren bir çerçevede izah edilmektedir. Son olarak, haksız kamulaştırmanın önlenmesi ilkesi incelenecek ve bu kapsamda uluslararası yatırım hukukunda kabul edilen kamulaştırma türleri ile kamulaştırmanın hukuka uygun olmasına ilişkin şartlar değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonuç kısmında ise, tüm bu inceleme ve değerlendirmeler neticesinde ulaşılan kanaatler özetlenmektedir.

 


[1] Gaillard Emmanuel, “Investments and Investors Covered By The Energy Charter Treaty,” Investment Arbitration and The Energy Charter Treaty, Clarisse Ribeiro (der.), JurisNet LLC: New York, 2006, ss. 54-55.

[2] Coop Graham, “The Energy Charter Treaty: More Than A MIT,” Investment Arbitration and The Energy Charter Treaty, Clarisse Ribeiro (der.), JurisNet LLC: New York, 2006, s.3.

[3] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2010-2014 Stratejik Planı, Ankara, 2010, s.42. Türkiye, söz konusu jeostratejik konumunu kullanarak, doğu ve batı ülkeleri arasında “enerji koridoru” olma yönünde hızla ilerlemektedir. Doğu-Batı enerji koridorunun en önemli bileşeni olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi 2006 yılından bu yana faaliyet göstermektedir. Başta Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi olmak üzere, Türkiye’nin dâhil olduğu diğer uluslararası projelerin gerçekleşme planları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Planı, 2010, ss.43-44.   

[4] 2009 yılında ülkemizin toplam birincil enerji tüketimi 106.138 bin petrol eşdeğeri (tep), üretimi ise 30.328 bin tep olarak gerçekleşmiştir. Enerji arzında doğalgaz ilk sırayı alırken, bunu sırasıyla petrol, kömür ve hidrolik dâhil olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları izlemiştir. Yapılan projeksiyonlara göre referans senaryo çerçevesinde, birincil enerji tüketimimizin 2020 yılında 222.424 bin tep, üretimimizin ise 65.704 bin tep olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bkz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Bağlı ve İlgili Kuruluşlarının Amaç ve Faaliyetleri (Mavi Kitap), Ankara, 2011, ss.9-10 ve 19-20. Bunun yanında Türkiye, dünyada 2000 yılından bu yana elektrik ve doğalgazda Çin’den sonra en fazla talep artışına sahip ikinci büyük ekonomi konumundadır. Bkz. enerji.gov.tr (ET. 02.08.2011).

[5] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Planı, 2010, s.18 ve 22.

[6] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Planı, 2010, s.32.

[7] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Planı, 2010, s.40.

[8] Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) tarafından yapılan projeksiyonlar, mevcut enerji politikaları ve enerji arzı tercihlerinin devam etmesi durumunda dünya birincil enerji talebinin 2007-2030 yılları arasında yüzde 40 oranında artacağına işaret etmektedir. Referans senaryo olarak adlandırılan ve yıllık ortalama yüzde 1,5 düzeyinde talep artışına karşılık gelen bu durumda, dünya birincil enerji talebi 2007 yılındaki 12 milyar ton tep düzeyinden, 2030 yılında 16,8 milyar tep düzeyine ulaşacaktır. Söz konusu talep artışının karşılanabilmesini teminen, yalnızca elektrik sektörüne üretim, iletim ve dağıtım için 13,7 Trilyon ABD Doları yatırım yapılması gerekmektedir. Bkz. enerji.gov.tr 


BASINDA TASAV
  
İletişim BilgilerimizBizi Takip Edin
Nasuh Akar Mah. 1.Cadde No:43/4 Balgat-Çankaya/ANKARA Tel:0312 287 8899 Faks:0312 285 4499