AnasayfaHakkımızdaAraştırma MerkezleriYayınlarHizmetlerimizBasında TASAVBağlantılarGalerilerİletişim

Kamu Yönetiminde Yolsuzluk Olgusu 


Doç. Dr. Erol Turan 
Siyaset, Hukuk ve Yönetim Araştırmaları Merkezi // 22 Aralık 2014


  

SUNUŞ

Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı (TASAV), Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve bunlara yönelik alternatif çözümler oluşturulması amacıyla “Beyin Fırtınası” toplantılarına başlamıştır. Bu kapsamda, TASAV tarafından daha önce yapılan çalıştaylarda ortaya konulan öncelikler de dikkate alınmak suretiyle tüm siyasî, sosyal, ekonomik ve stratejik alan ve konular değerlendirmeye tâbi tutulmaktadır.

Küresel ve bölgesel gelişmelerin Türkiye jeopolitiğini yakından ilgilendirdiği bir süreçte, iç ve dış sorunların doğru teşhis edilmesi kuşkusuz doğru stratejilerin ve politikaların uygulamaya konulabilmesi bakımından önem arz etmektedir.

Siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda gittikçe büyüme, genişleme, yayılma ve bir kısmı da kangren olma istidâdı gösteren kimi sorunlar, aynı bakış açısıyla ve geniş bir vizyonla ele alınmayı beklemekte, bütüncül ve kuşatıcı bir anlayışla değerlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Siyasî alanda yürütülecek kuşatıcı reform hamlelerinin yanında, ekonomik ve sosyal alanlarda da önemli reformların yapılması, Türkiye’nin hedeflediği sıçramayı yapabilmesi için elzemdir. Bu düşüncelerden hareketle TASAV tarafından gerçekleştirilecek akademisyen ve uzmanların katılacağı bir dizi beyin fırtınası toplantısı ile Türkiye'nin “iyi yönetilen” bir ülke olabilmesine bilimsel katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Çalışmalar; yeni gelişmeleri, konunun evrensel boyutlarını, Türkiye’deki durumu, sorunları, eksiklik ve aksaklıkları değerlendiren; alternatif çözümlerin geliştirilmesini ve yeni politika önerilerini ihtiva eden; tüm meseleleri stratejik bakış açısı ile inceleyen ve diğer konularla bütünleşik olarak ele alan bir çerçevede yürütülmektedir.

Bazı hükümet üyelerinin de karıştığı iddia edilen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları hakkında yürütülen “Rüşvet, Yolsuzluk ve Kara Para” soruşturmasının 17-25 Aralık 2013’te kamuoyuna ifşa olmasıyla başlayıp Türkiye gündemini sarsan süreç halen devam etmektedir. Kamu kaynaklarının istismarının, kamu gücünün bireysel ya da siyasi çıkarlar için kullanılmasının toplumda yarattığı tahribat, yolsuzluklarla mücadelenin, siyasette ve kamu yönetiminde etik anlayışın ve bu anlayışa uygun kural ve kurumların önemini ortaya koymaktadır.

Kamu yönetiminde yolsuzluk olgusunun sıkça tartışılmakta olduğu bu süreçte düzenlediğimiz beyin fırtınası toplantısında dile getirilen hususlar da dikkate alınarak Doç. Dr. Erol Turan tarafından hazırlanan “Kamu Yönetiminde Yolsuzluk Olgusu” başlıklı bu raporda; kamu yönetimlerinde yolsuzluğa neden olan faktörler, yolsuzluğun kamu yönetimi sistemine etkileri, kamu yönetiminde yolsuzlukla mücadele yöntemi, yolsuzluğun gelir dağılımını bozucu ve yoksulluğu derinleştiren etkisi incelenmekte, Türk kamu yönetimi açısından sorunlar ve çözüme yönelik politika önerileri sunulmaktadır.

Bu vesileyle, yolsuzluk konulu beyin fırtınası çalıştayımıza katılan bilim insanlarına, araştırmacılara ve uzmanlara teşekkür eder, çalışmaların neticesinde ortaya çıkardığımız objektif veri ve politika önerilerinin ilgililere ve karar alıcılara yararlı olmasını temenni ederim.

Saygılarımla,

İsmail Faruk AKSU
TASAV Başkanı 

 


 

GİRİŞ

 

Yolsuzluk, toplumların güvenliğini ve istikrarlı şekilde gelişimini tehlikeye düşüren, gerek toplumsal gerekse ekonomik gelişmeyi tehdit etme potansiyeline sahip, demokratik sistemin işlemesine, ahlaki değerlere ve sosyal adalete zarar veren en önemli problemlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durumda yolsuzluk seviyesinin; kurumların gerçek kapasitelerini ortaya koyması, demokrasinin teminat altına alınması ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasında önemli bir yere sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Yolsuzluk, tarihsel süreç içinde hemen her dönem az ya da çok insan yaşamında var olan bir olgudur. İnsan unsurunun var olduğu her ortamda ortaya çıkan yolsuzluğun somutlaşmış en basit ama belki de en yaygın şekli olan “rüşvet”, toplumların yaşamında giderek daha fazla tartışılmaktadır. Ulus-devletlerin ortaya çıkmasından önce de insanların kişisel ilişkilerinde ve genellikle ticaret alanında ortaya çıkan yolsuzluk, ulus-devletlerin kurulması ile birlikte boyutlarını genişletmiş, kamu kesiminin nüfuzunu kullanmak ya da bu nüfuzdan faydalandırmak düşüncesi çerçevesinde gelişmiş; sonrasında da devlet ve vatandaş ilişkilerde belirleyici unsur olmaya başlamış, bugün gelinen noktada kamu yönetimi ilişkiler sisteminin önemli bir sorunu haline gelmiştir.

Çok farklı açılardan ve değişik biçimlerde tanımlanmasına karşın genel olarak yolsuzluk; bir tarafında mutlaka bir veya birden fazla devlet görevlisinin bulunduğu, ahlaki ve normların saptırıldığı, eylemin gizli kalacak şekilde yapılmaya çalışıldığı, karşılıklı bir çıkar alışverişidir. Yolsuzluk bir çıkar ilişkisi üzerine kurulduğuna göre ekonomide sapmalara yol açması doğaldır. Çıkar ilişkisinin büyüklüğü, aynı zamanda sapmanın da büyüklüğünü gösterir. Yasadışı kaynak transferi denilen bu olgu, gelir dağılımını bozması yanında, toplumsal ilişkilerin yozlaşmasına da ortam hazırlar. Yolsuzluğa kaynaklık eden ilişkinin gizlenmesi, işlemlerin yasalara uydurulma çabası, çıkar sağlayanların etkinliği ve bulundukları konumlar, bu karmaşık olgunun çoğu kez çözümlenmesini zorlaştırır.

Zira günümüzdeki yolsuzluk olaylarında çoğu kez uygulamalar yasalara uygun olarak yapılmakta, ancak kamu yetkisi kamu görevlilerince bilinçli bir şekilde, çıkar sağlama aracı olarak kullanılmaktadır. Olayın bu niteliği yolsuzluğu, yasalara aykırı eylem ve davranışlara göre teşhis etmek ve önleyici çarelerini bulmak yönünden daha güç hale getirmektedir. Tarafların kişisel yararlarını artırma çabaları, bazen uygun yasal düzenlemeleri yaptıracak kadar etkili olmakta, bazen de yasal düzenlemelerin olmadığı alanlarda çıkartılan genelge ve tebliğler amaçlarından saptırılarak, yolsuzluk eylemlerinin dikkatlerden kaçırılmasına çalışılmaktadır.

Diğer taraftan, pek çok etik değerin karmaşık hale geldiği günümüz dünyasında, kamu yönetimi sistemlerinde söz konusu olan açıklardan tüm imkân ve fırsatlar kullanılarak, yolsuzluğun her boyutu hemen tüm kurumları ve devletleri pençesine almış durumdadır. Ekonomik anlamda bütün üretim araçlarını (emek, sermaye, kaynaklar, beyin gücü vb.) yasa ve temel ahlak kuralları dışında kullanarak, kolay yollarla haksız çıkar sağlamanın verdiği sadizm temelli zevk, toplumun tüm katmanlarında cazip bir hale gelmiştir. Devletlerin kamu yönetimi sistemleri yolsuzlukla mücadele etmeye çalışsa da, bazen sistemin kendi yapısı yolsuzluğa sebep olan unsurları da içinde barındırmıştır. Bu varsayım, daha çok ve özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için daha doğru ise de, gelişmiş ülkelerde de son yıllarda artan biçimde ve çok büyük oranda doğrulanmaktadır (Ağca, 2008).

Gelinen bu süreçte devletler, mevcut kamu yönetimi sistemlerini yolsuzluğu önleyecek biçimde değiştirmekte zorlanmışlar, kurulan uluslararası örgütlenmeler de bu konuda yaptırımı olmayan birtakım tavsiye kararları almaktan öteye gidememişlerdir. Yolsuzlukla mücadelenin, etkisiz ve istenen sonuçları amaçlanan düzeyde verememesi yine söz konusu çevrelerin etkileri sonucudur denilebilir. Küreselleşen dünyamızda, bir yandan yolsuzluğun çeşitleri ve boyutları artarken, diğer yandan sorunla ilgili olarak temelde ideolojik söylemlerle çözümler üretilmeye çalışılmış, yalnızca “devletin küçültülmesi” zaman zaman tek çözüm olarak söylenebilmiştir. Bununla birlikte pek çok devlette bu yöntemde yolsuzluğa etkin çareler üretememiştir.

Aynı şekilde son dönemlerde sıkça dile getirilen şeffaflık politikaları ve denetim mekanizmalarının artırılmasının yolsuzluğa yeteri kadar etkili bir çare olamadığı da bir gerçektir. Dolayısıyla, her devletin ve yönetim sisteminin, kendine özgü özelliklerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi, bir devlet için çözüm olabilecek bir yolsuzlukla mücadele stratejisinin, bir diğeri için pek de anlam taşımayabileceğinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Yine de, yolsuzlukla mücadelede temel ve yaptırım gücü olan bazı kuralları belirlemede kararlı olmak da ayrı bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor (Ağca, 2009).

Uluslararası örgütlerin son yıllarda ortaya attığı yeni bir kavram olan “iyi yönetişim- good governance”, yolsuzlukla mücadelede önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramı en çok kullanan kuruluşlardan biri olan Dünya Bankası’na göre; öngörülebilir, açık bir kamu politikası sürecini; profesyonel bir ahlak anlayışına sahip bir bürokrasiyi; kamudaki işlem ve eylemlerin denetlenmesini; kamusal görev ve hizmetlere katılımda bulunacak güçlü bir sivil toplumu ve hukukun üstünlüğünü ifade eden “iyi yönetişim”, yolsuzlukla mücadelede en etkin yollardan biri olarak görülmektedir.

Yolsuzlukla mücadelede bir diğer önemli kavram da “toplam kalite yönetimi”dir. Yönetim bilimine son yıllarda giren bu kavramın da, yozlaşmayı önleyeceği yönünde geniş bir kanı mevcuttur. Ancak, gerek “iyi yönetişim” gerekse “toplam kalite yönetimi” modelini uygulamaya çalışan ülkelerin bu konuda ne kadar başarılı oldukları tartışmalıdır. Bu çerçevede, iyi yönetişim” kavramının hangi unsurları içerdiği ve bunların yolsuzlukla mücadelede ne kadar başarılı olduğu, bu çalışmanın kapsamı içinde yer alacaktır (Ağca, 2009).

Bugün gelinen noktada, yolsuzluğa karşı kamu yönetimi sistemlerinin kendi içlerinde sürdürdükleri mücadelenin sınırlı kaldığı ve siyasi iradenin zayıflığından ve kararlı olamayışından kaynaklanan birtakım sorunlar olduğu ortadadır. Kamu yönetimlerinin çeşitli sebeplerle yapamadığı yolsuzluk mücadelesinde son yıllarda artan bir şekilde faaliyet göstermeye başlayan uluslararası kurum ve kuruluşların etkili olduğu görülmektedir. Ancak, bu mücadelenin de yeterli olduğu söylenememektedir. İyi niyetli ve ciddi girişimler söz konusu olsa da, ülkeler imzaladıkları sözleşmeler ve bildirgelerle bu konudaki iyi niyetlerini ve istekliliklerini gösterseler de, yaptırım gücü olmayan ve her ülke sisteminde farklı anlamlar ve değişik sonuçlar yaratan birtakım karar ya da bildirge metinlerinin yolsuzlukla mücadele konusunda yetersiz kaldığı bir gerçektir. Her ülke yönetiminin mevcut çözümleri kabullenmede ve uygulamada farklılıklar gösterdiği de unutulmamalıdır. Her türlü haksız kazanımı ve çıkar sağlamayı en aza indirebilecek, devlet yönetimlerinde yaptırım gücü olan yasal düzenlemeler getirebilecek ve ahlaki ölçütlerde bir yönetim sistemini benimsetebilecek etkinlikte bir uluslararası karar mekanizmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Kısacası, yolsuzluk, devletlerin bünyelerinde, hemen her çeşit ve değişik tür ve boyutlarda var olan ve gerek kişilerin, gerek kurumların ve gerekse devletlerin, sistem içinde bulundukları konumun imkânlarını kötüye kullanarak haksız menfaat sağlamalarına yol açan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. En genel anlamda “herhangi bir görevin özel çıkarlar için kötüye kullanılması” olan yolsuzluk, kaynakların kullanımında tekelci yetkiye sahip olan, görevleri ile ilgili konularda tek başlarına karar alma yetkilerini kötüye kullanan ve hesap verme mekanizmaları bulunmayan görevlilerin kendi çıkarlarını gözetmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır (Ağca, 2009).

Bu çalışmada; özellikle günümüz kamu yönetimi sistemlerinde etkileri ve sonuçları çok büyük boyutlara ulaşan yolsuzluğun temel dinamiklerine değinilecek; konu ile ilgili olarak faaliyet gösteren belli başlı uluslararası örgütlerin çabaları değerlendirilecek ve ayrıca konuyla ilgili olarak mevcut kamu yönetimi sistemi içerisinde yapılabilecekler tartışılacaktır. 


Devamı için tıklayınız.

YAYINLAR
İletişim BilgilerimizBizi Takip Edin
Nasuh Akar Mah. 1.Cadde No:43/4 Balgat-Çankaya/ANKARA Tel:0312 287 8899 Faks:0312 285 4499