AnasayfaHakkımızdaAraştırma MerkezleriYayınlarHizmetlerimizBasında TASAVBağlantılarGalerilerİletişim

Türkiye’de Dinin Kamusal Rolü ve Din İstismarı:
Tarihsel Bir Analiz


Prof. Dr. Hilmi Demir 
Siyaset, Hukuk ve Yönetim Araştırmaları Merkezi // 15 Temmuz 2014


 

 

SUNUŞ

Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı (TASAV), Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve bunlara yönelik alternatif çözümler oluşturulması amacıyla “Beyin Fırtınası” toplantılarına başlamıştır. Bu kapsamda, TASAV tarafından daha önce yapılan çalıştaylarda ortaya konulan öncelikler de dikkate alınmak suretiyle tüm siyasî, sosyal, ekonomik ve stratejik alan ve konular değerlendirmeye tâbi tutulmaktadır.

Küresel ve bölgesel gelişmelerin Türkiye jeopolitiğini yakından ilgilendirdiği bir süreçte, iç ve dış sorunların doğru teşhis edilmesi kuşkusuz doğru stratejilerin ve politikaların uygulamaya konulabilmesi bakımından önem arz etmektedir.

Siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda gittikçe büyüme, genişleme, yayılma ve bir kısmı da kangren olma istidâdı gösteren kimi sorunlar, aynı bakış açısıyla ve geniş bir vizyonla ele alınmayı beklemekte, bütüncül ve kuşatıcı bir anlayışla değerlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır.

Siyasî alanda yürütülecek kuşatıcı reform hamlelerinin yanında, ekonomik ve sosyal alanlarda da önemli reformların yapılması, Türkiye’nin hedeflediği sıçramayı yapabilmesi için elzemdir. Bu düşüncelerden hareketle TASAV tarafından gerçekleştirilecek akademisyen ve uzmanların katılacağı bir dizi beyin fırtınası toplantısı ile Türkiye'nin “iyi yönetilen” bir ülke olabilmesine bilimsel katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Çalışmalar; yeni gelişmeleri, konunun evrensel boyutlarını, Türkiye’deki durumu, sorunları, eksiklik ve aksaklıkları değerlendiren; alternatif çözümlerin geliştirilmesini ve yeni politika önerilerini ihtiva eden; tüm meseleleri stratejik bakış açısı ile inceleyen ve diğer konularla bütünleşik olarak ele alan bir çerçevede yürütülmektedir.

Hitit Üniversitesinden Prof. Dr. Hilmi Demir’in kaleme aldığı bu raporda, öncelikle din-devlet ilişkisi üzerine yürütülen teorik tartışmalar özetlenmekte, ardından Osmanlı dönemindeki durum ve Cumhuriyet’e kalan miras açıklanmakta, sözkonusu ilişkinin demokratikleşmeye yansıması tartışılmakta, dinin siyasî alanda nasıl istismar edilmekte olduğu incelenmekte ve nihayetinde tespit edilen sorunların giderilmesine yönelik öneriler sıralanmaktadır.

Bu vesileyle, beyin fırtınası çalıştayına katılan bilim insanlarına, araştırmacılara ve uzmanlara teşekkür eder, çalışmaların neticesinde ortaya çıkardığımız objektif veri ve politika önerilerinin ilgililere ve karar alıcılara yararlı olmasını temenni ederim.

Saygılarımla,


İsmail Faruk AKSU
  TASAV BAŞKANI

 


 

 

GİRİŞ

Dinin kamusal rolü ya da Din-Devlet arasındaki ilişkinin modernizm süreci ile birlikte köklü bir değişime uğradığı ve bu alanda karşılaştığımız sorunların büyük çoğunluğunun modernizmden kaynaklandığı varsayılır. Genel kabule göre modernleşme, dinin toplumsal rolünü ve etkisini marjinalleştirmiştir. Buna göre modernleşme, “din-devlet ayrılığı ve laik-rasyonel bürokratik devletlerin gelişimi” gibi süreçleri içerdiğinden geleneksel yapıları alt üst etmiştir. Türkiye’de İslâmcılar bu gerekçelerden dolayı, modernizme karşı olmayı, dinî bir gereklilik olarak kabul etmişlerdir. Bu açıdan modernizmin ister İslâmcı ister laik olsun Türkiye’de din-devlet ilişkisi konusundaki tartışmaları belirleyen temel bir referans kabul edildiği görülür. Laikler Osmanlı’da din-devlet ilişkisinin tamamen iç içe geçtiğini ve bu nedenle dini tüm kamusal alandan dışlayarak modernizm sürecinin tamamlanacağına inanırlar. Buna karşılık İslâmcılar ise, modernizmin dini kamusal alandan tamamen sürmeye çalıştığını varsayarak, din-devlet ilişkisinin iç içe bir ilişki olması gerektiğini iddia ederler ve laikliğin İslâm’la asla bağdaşamayacağını öne sürerler. Laikler, Osmanlı tecrübesini bir devr-i sâbık olarak görüp tümden reddederken, bu konuda İslâmcıların kafası biraz karışıktır. İslâmcılar, Osmanlının son zamanlarındaki Batılılaşmasını bir teknik iktibas olarak görmeyi tercih ederler. Bir medeniyet alanından diğerine geçmek, Doğu medeniyetini terk ederek, Batı medeniyetini olduğu gibi kabul etmek olarak Batılılaşmaya karşı çıkarlar. Aslında Osmanlı’da ortaya çıkmaya başlayan İslâmcılık, Batı medeniyeti ile bilgi ve teknik düzeyde bir değişimi kabule baştan onay vermiş gözükmektedir.

Kemal Karpat’ın haklı olarak altını çizdiği gibi İslâmcılık aslında laiklik ya da sekülerliğin karşısında değil tam da onun yanındaydı. Osmanlıcılık ile başlayan sekülerleşme, devlet katında kabul gören İslâmcılık ile devam etmişti. Osmanlıcılık, üniter bir devletin kurulması için gerekli olan laik bir kavramdı… 1864 Vatandaşlık Kanunu’nun kabul edilmesiyle, halk sultanın uyruğu olmaktan çıkarak Osmanlı Devleti’nin vatandaşı hâline geldi ve bu statü değişikliğiyle Osmanlıcılık somutluk kazanmış oldu. Osmanlıcılık, toprağın rolü ve devletle ilişkisi açısından büyük bir değişikliğe yol açtı. Klasik Osmanlı siyaset teorisine göre toprak ve üzerindeki her şey hanedana-sultana aitti. Osmanlıcılığa göre Osmanlı milleti devletin sınırları tarafından belirlenen bir toprak-ülke üzerinde yaşayan bir topluluktu ve hanedan devletin sahibi değil koruyucusuydu. Bedri Gencer’in en açık ifadesiyle; İslâmcılık, XIX. asırda küresel bir güç hâline gelen Batı’nın etkisiyle İslâm dünyasında başlayan modernleşmenin getirdiği sekülerleşme sürecinin ürünü bir ideolojidir.


Devamı için tıklayınız

YAYINLAR
İletişim BilgilerimizBizi Takip Edin
Nasuh Akar Mah. 1.Cadde No:43/4 Balgat-Çankaya/ANKARA Tel:0312 287 8899 Faks:0312 285 4499