AnasayfaHakkımızdaAraştırma MerkezleriYayınlarHizmetlerimizBasında TASAVBağlantılarGalerilerİletişim

İdlib Operasyonu: Sebepleri ve Olası Sonuçları


Beyazıt Erkin
Dış Politika Araştırmaları Merkezi // 12 Ekim 2017


İdlib, başta Selefi kökenli cihat örgütleri olmak üzere Suriye’deki çatışma grupları için büyük önem taşımaktadır. 2015 yılında ana bileşenlerini Nusra Cephesi ve Ahrar al Şam grubunun oluşturduğu Fetih Ordusu, İdlib’i Esad güçlerinin elinden almıştır ve o zamandan beri kontrollerinde tutmaktadır. İdlib cihatçıların transferi açısından da önemli bir yere sahiptir. Sünni nüfusun yoğunlukta olduğu Idlib, 1980’li yıllardaki Müslüman Kardeşler isyanında da kritik rol oynamış bir eyalettir.[1]

İdlib’in ağırlıklı olarak kontrolü, geçtiğimiz yıl el Kaide’den ayrıldığını duyuran Nusra Cephesinin elindedir. Nusra Cephesinin lideri Muhammed el Culani, ilk başta Irak Şam İslam Devleti (DAEŞ) güdümünde Suriye’deki operasyonlardan sorumlu olan kişidir. Daha sonraları el Kaide’ye biat ederek DAEŞ’ten ayrılmıştır.[2] Bu ayrılık DAEŞ ve Nusra Cephesini Suriye üzerinde karşı karşıya getirmiştir. 2016’da el Kaide’den de ayrılıp yerelleştiğini ilan eden Nusra, Heyet Tahrir el Şam ismini almıştır.[3] Bu yeni isimle küresel cihadın bir parçası olmadıklarını ve yerelleşerek devlet olma sürecine girdiklerini vurgulamayı amaçlamışlardır. Nusra Cephesi, bölgede DAEŞ’ten sonraki en tehlikeli cihatçı grup olarak görülmekte ve Türkiye dâhil BM üyesi ülkeler tarafından terör örgütü listesinde yer almaktadır.[4]

Fakat bölgedeki partner örgütü olan Ahrar el Şam, daha ılımlı bir selefi örgüt olmakla birlikte Türkiye ve Katar ortaklığı tarafından desteklendiği bilinmektedir. BM, ABD ve Türkiye, Ahrar el Şam’ı terör listesine almamışlardır. Ahrar el Şam, Nusra’dan sonra İdlib’teki ikinci büyük gruptur ve uluslararası sistem tarafından tanınmak istemektedir.[5] Ayrıca Ahrar el Şam, Nusra’ya göre daha yerel unsurlardan oluşmaktadır. Bu nedenle de sık sık Nusra ile karşı karşıya gelmektedir. Fakat Nusra Cephesi ya da Heyet Tahrir el Şam, Türkiye ile iyi geçinmesi ve uluslararası alanda kendini kabul ettirme yanlısı olmasından dolayı Ahrar’ı düşman ilan etmiş ve ortaklıkları bozulmuştur. Nitekim, Nusra ile Ahrar arasında geçtiğimiz aydan beri yoğun çatışmalar yaşanmaktadır.[6]

Bilindiği gibi Türkiye, Rusya ve İran, Astana görüşmeleri sonrasında çatışmasızlık bölgeleri konusunda uzlaşmaya varmışlardır. Muhalif ve cihatçı grupların ellerinde tuttuğu Suriye içindeki dört bölgeye yönelik varılan mutabakata göre çatışmasızlık bölgelerine Türkiye, Rusya ve İran 500 asker göndererek gözlemci görevi üsteleneceklerdir.[7] Çatışmasızlık bölgeleri üzerine uzlaşma, Astana’daki görüşmelerde varılan mutabakat çerçevesinde, Rus lider Putin ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında Soçi’de yapılan görüşmede kararlaştırılmıştır.[8]

Astana görüşmeleri muhalif gruplarla Suriye rejimi ve rejime destek sağlayan devletler arasında ateşkesi öngörmektedir. Çatışmasızlık halinin süresinin altı ay olduğu bilinmektedir. Çatışmasızlık bölgelerinin tesisindeki amaç insani yardımların sevkiyatını gerçekleştirmektir. Aynı zamanda bu bölgelerden ayrılan sivil halkın tekrardan bölgeye geri döndürülmesi de amaçlanmaktadır. Çatışmasızlık bölgelerinde yaklaşık toplam 3 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.[9] Çatışmasızlık bölgeleri şunlardır:

Birinci Bölge: İdlib eyaletinin tamamı, Lazkiye eyaletinin kuzeydoğusu, Halep eyaletinin batısı ve Hama eyaletinin kuzeyi. Buralarda 1 milyonu aşkın sivilin yaşadığı belirtiliyor. Bu bölge ağırlıklı olarak cihatçı örgütlerin elinde bulunmaktadır. En etkin örgütler Nusra Cephesi ve Ahrar el Şam örgütleridir.

İkinci Bölge: Humus eyaletinin kuzeyindeki Rastan ve Talbise bölgeleridir. Buralarda yaşayan sivil sayısı tahmini olarak 180 bindir. Burası da ağırlıklı olarak cihatçı örgütler ve daha ılımlı başka İslamcı grupların yönetimi altındadır.

Üçüncü Bölge: Şam'ın kuzeyinde bulunan Doğu Guta’dır. Bu bölge, güçlü İslamcı gruplardan biri olan Ceyş-ül İslam'ın kontrolü altındadır. Bu örgüt Astana görüşmelerinde de yer almıştır. Burada da 700 bine yakın sivilin yaşadığı tahmin edilmektedir.

Dördüncü Bölge: Güneyde Ürdün sınırında bulunan Deraa ve Kuneytra eyaletlerinin belli bölgeleridir. Yaklaşık 800 bin sivilin yaşadığı düşünülmektedir. Bu bölgeleri Batı'nın desteklediği, 2014 yılında 50'den fazla silahlı grubun birleşmesiyle oluşturulan Güney Cephesi adlı muhalif grup kontrol etmektedir.[10]

Esasen bu dört bölge içinden İdlib’te Heyet Tahrir el Şam örgütünün uzlaşmaz tavrından ve Astana görüşmelerine karşı tutumundan ötürü anlaşmanın sağlanabilmesi oldukça zor görünmekteydi. Bu nedenle İdlib’in çatışmasızlık alanı olarak belirlenmesi oldukça önemli bir mutabakatı ifade etmektedir. İlk çatışmasızlık bölgesinin Nusra Cephesi (Tahrir el Şam) unsurlarından temizlenebilmesi maksadıyla Özgür Suriye Ordusu ile birlikte Türkiye ve Rusya bölgeye operasyon düzenlemektedir. Bu operasyonun amacı, ateşkesi sürdürmek ve çatışmaları tamamen önleyerek siyasi süreci kolaylaştırmaktır.

Türkiye açısından operasyonun en önemli yanı PKK-YPG güçlerinin Akdeniz’e ulaşma ihtimalinin önüne geçmektir. Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti yapılanmasına fırsat vermemek ve Afrin’i de kontrol altında tutabilmektir. Operasyonda, Türkiye’nin bir çatışmaya girmeden kontrolü sağlaması esastır.

Astana’da Rusya ve İran ile varılan anlaşma gereğince İdlib üç nüfuz bölgesine bölünecek ve şehrin batı yakası Türkiye ile ÖSO güçlerinin denetiminde olacaktır. Şehrin orta kesimi Rusya’nın ve doğu kesimi de Suriye rejiminin kontrolü altına girecektir. Suriye rejimine yardım adına İran güçlerinin de bölgeye girmesi öngörülmektedir. [11]

Türkiye açısından İdlib’in önemi

Öncelikle, İdlib’in YPG güçlerinin elinde olan Afrin ile sınır komşuluğu bulunmaktadır. Kürt koridoru olarak bilinen Barzani yönetimindeki Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile Akdeniz arasındaki karasal bağlantının sağlanması açısından en önemli kanton olan Afrin, kurulması planlanan sözde Kürt devletinin Akdeniz’e açılan kapısı olma konusunda büyük önem taşımaktadır.[12]

Kuzey Irak petrolünün Türkiye by-pass edilerek kanton bölgelerin birleştirilmesi ile kurulacak sözde Kürt devletinin sınırları üzerinden Akdeniz’e taşınması planı uygulanmaya çalışılmaktadır. Idlib, Afrin ile YPG denetimindeki Suriye’nin kuzey bölgelerinin (Rojava) irtibatını kesen ve tek YPG/PYD denetiminde olmayan eyalettir.

Türkiye’nin İdlib’te tam kontrol sağlaması aynı zamanda Rojava hattının da kesintiye uğraması anlamına gelmektedir. Bu da kurulması tasarlanan sözde Kürt devletinin Kuzey Irak petrolünü Akdeniz’e taşıyamaması anlamına gelecektir.

Operasyonun İdlib’e taşınmasının diğer bir önemi Türkiye’nin savaşı kendi sınırlarından uzakta tutmak için yaptığı bir hamle olmasıdır. Aynı zamanda Suriye’nin geleceği için ilerleyen dönemlerde söz hakkına da sahip olabilmek için İdlib’e operasyon düzenlenmesi önem taşımaktadır. Bunların yanında olası bir göç dalgasının önlenmesi için de İdlib operasyonu büyük öneme sahiptir. Yine Türkiye’nin sınır güvenliğinin korunması adına da oldukça önemlidir.[13]

Bunun yanında İdlib operasyonuyla birlikte her türlü önleme rağmen insani göç dalgasının oluşma ihtimali, Türkiye’yi bekleyen bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Yine İdlib’de El Bab gibi sokak hareketleri olması beklenmemekle birlikte, Astana mutabakatında herhangi bir saldırı durumunda çatışma da gündemde olacaktır. Bugün varılan mutabakat bir süre sonra bozulabilecektir. Uzun vadede müttefiklerin çıkarları farklılaşabilecek ve çelişebilecektir. Uzun bir süre burada kalınması güçlü ihtimaldir bununla birlikte böylesi bir durumda öngörülenden erken İdlib’den çıkılabilecektir.  

ABD’nin Vizeleri sınırsız bir süre ile askıya alması:

ABD yönetiminin gün itibari ile sürpriz bir şekilde vizeleri askıya almasının arkasında ABD elçiliğinde çalışan FETÖ mensubunun tutuklanması kadar, İdlib’e düzenlenen operasyonun da önemli etkisi vardır. Türkiye’nin güneyinde oluşturulmak istenen terör koridoru ABD ve İsrail tarafından desteklenmektedir.

Türkiye ve İran’ın İdlib üzerindeki kararlı duruşu ABD/İsrail gözetiminde kurulması hedeflenen terör devletini engelleme amacı taşımaktadır. Diğer taraftan Rusya ile bu süreçte yapılan mutabakat, S 400 füze alım anlaşması ve İdlib’de yürütülen ortak harekat, yine yakalanan FETÖ’cü konsolosluk çalışanının olası ifadeleri ABD’yi bu tavrı almaya zorlayan unsurlar olarak değerlendirilebilecektir.

Türkiye bölgede ABD’nin uyguladığı Türkiye aleyhtarı yanlış politikalardan (PYD/YPG’ye olan desteği) dolayı İran ile ortak hareket eden bir pozisyon içerisinde görünmektedir.[14] (Bununla birlikte uzun vadede İran ile Türkiye’nin çıkarlarının bölge üzerinde çakışması kaçınılmaz görülmektedir.) Bu ilişkiler kuşağının küresel güç mücadelesi içinde ABD’yi rahatsız ettiği açıktır. Sonuç itibarıyla, ABD’nin vize konusundaki ani kararını, tutuklu ABD vatandaşı papazın iade edilmemesine ve konsolosluk çalışanının tutuklanmasına değil, tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak değerlendirmek de mümkündür.

 

Notlar


[1] Taştekin, Fehim, ‘’7 soruda İdlib: Türkiye ne yapıyor, neyi amaçlıyor?’’, BBC Türkçe, 8 Ekim 2017; “İdlib operasyonuyla ilgili merak edilenler”, BBC Türkçe, 7 Ekim 2017.

[2]  Lister, Charles,  the Islamic State A brief Introduction, Washington: Brookings Institution Press, 2015, p.20.

[3] Chulov, Martin, ‘’Al-Nusra Front cuts ties with al-Qaida and renames itself’’, the Guardian, 28 Temmuz 2016.

[4] 5 soruda Suriye'deki çatışmasızlık bölgeleri, BBC Türkçe, 8 Ağustos 2017.

[5] Does Turkey face day of reckoning with al-Qaeda in Idlib?, Al-Monitor, 30 Temmuz 2017.

[6] Taştekin, Fehim, ‘’7 soruda İdlib: Türkiye ne yapıyor, neyi amaçlıyor?’’, BBC Türkçe, 8 Ekim 2017.

[7] ‘’Astana'da İdlib anlaşması: Türkiye, Rusya ve İran gözlemci gönderecek’’, BBC Türkçe, 15 Eylül 2017.

[8] 5 soruda Suriye'deki çatışmasızlık bölgeleri, BBC Türkçe, 8 Ağustos 2017.

[9] A.g.e.

[10] A.g.e.

[11] “Türkiye İdlib’e Fırtına Gibi Girecek”, Haber7, 8 Ekim 2017.

[12] Taştekin, Fehim, “Afrin kim için, neden önemli?”, BBC Türkçe, 4 Temmuz 2017.

[13] Taştekin, Fehim, “7 soruda İdlib: Türkiye ne yapıyor, neyi amaçlıyor?”, BBC Türkçe, 8 Ekim 2017.

[14] Değer Akal ve Gökhan Yivciğer, ’İran-Türkiye: Eski rakipler müttefik mi oluyor?’’, Deutche Welle Türkçe, 4 Ekim 2017.

YAYINLAR
İletişim BilgilerimizBizi Takip Edin
Nasuh Akar Mah. 1.Cadde No:43/4 Balgat-Çankaya/ANKARA Tel:0312 287 8899 Faks:0312 285 4499